Gotik Yapılar ve Günümüz Yapılarına Etkisi

Gotik Yapılar ve Günümüz Yapılarına Etkisi Neler en çok hangi akım ile akımları etkilemiştir. Gotik Yapılar ve Günümüz Yapılarına Etkisi şimdilerde halen devam ediyor mu?

Gotik yapılar

Fransa 12. Yüzyıl ortalarında Paris de kurulmuş küçük bir devletti, gittikçe topraklarını genişletip, büyümeye başladığı bu süreçte yapılarda çalışmalara da hız vermeye başladı, kilise yenilemeleri veya kilisenin Rönesans akımına kadar toplum üzerinde ciddi baskılar yaratması sayesinde büyük masraf ve imkanlar ile yapıların daha detaycı ve özel malzemeler ile yapılmasına başlandı. Mühendislik detaylarının daha sık ihtiyaç duyulacağı ortamlar oluştu. Gotik yapılar 300 yıl boyunca yani Rönesans akımına kadar uzun bir süre Avrupa’yı etkisi altına aldı. Ortaya çıkan yeni tasarımlar ve düşünce ile Gotik yapıların ilk temelleri Paris de atılmaya başlanmış oldu. Önce kilise yapılarında bu detayların oluştuğunu görürüz.

ST. DENİS MANASTIRLARI

Paris’in kuzeyin de bulunan St. Denis Manastırına başrahip olarak atanan Suger adlı keşiş, mevcut kilisenin yenilenmesini düşündü ve bu düşüncesini de yavaş yavaş uygulamak adına doğu ucundan başlayarak sistemli bir şekilde yapıda bir takım değişiklikler yapmaya başladı. İlk olarak koronun ve mihrabın bulunduğu alanı yenilemeye başlayan keşiş, ışık almayan karanlık olan mekanın önce kemerli bir yapıya kavuşması ve daha çok ışık almasını istedi.

Bu düşünce ile sistemli olarak geçtiği kemerler sayesinde yapının taşıyıcı kısmını oluşturmuş oldu. Ve yapının büyük duvarlar ile desteklenmiş özelliğini ortadan kaldırdı. Bunların yerine vitray ve cam malzemeler kullanmaya başlanıldı.

Gotik yapıların Roma yapılarından farkı, Roma da, sütunları yanlarına yapılan duvarlar desteklerdi, gotik yapılarda ise geniş alanları elde etmek için, kemerli taşıyıcı sistemler kullanıldı buda yüklerin doğrudan çatıdan zemine aktarılmasını sağladı. Roma sütunlarını andıran sütunlar üzerine yerleştirilen kemerler yükün eşit bir şekilde yayılmasını sağlarken, aynı zamanda geniş kullanım alanları ve boşluklar yarattı. Bu boşluklar ışığın içeriye yoğun şekilde girmesini sağladı. Bu boşluklarda vitraylar ile geçilmiş oldu.

Yeni tasarım, vitray geçişleri ile elde etmiş olduğu boşluklar sayesinde kilisenin içerisini daha fazla aydınlattı, doğrudan gelen güneş ışıkları yapının içerisine kadar ulaştı. Geçmişin aksine daha aydınlık bir kilise elde edilmiş oldu. Genel kemerli bir taşıyıcı sistem olduğu için ve geniş alanlar vitraylar ile geçildiğinden dış duvarlar tamamen vitraylar’a aktarılmış oldu.

Ana özellikleri bakımından, sivri kemerler, taş tonozlar, uçan payandalar, geniş renkli pencereler eski anlayışlara ve tasarımlara göre yerini yeni üsluba bırakmış oldu.

Zamanın insanları bunun bir savurganlık olduğunu düşünüyor ve kilise yapılarına çok fazla paralar harcanıyordu. Burada Suger’in düşüncesi Hristiyanlık inancının temellerinde parlaklık ve ışığın gösterişinin önemi olduğunu düşünmesinden ortaya çıkmıştı.

Yeni tasarımda olabildiğince yapının iskeletinde sivri kemerler kullanılmıştır. Bu sivri kemerler hem yükü direk zemine iletmesinden dolayı hem de kaburga sisteminin geniş alanlar bırakması ve tonozun yükünün zemine daha rahat iletilmesini sağlamıştı.

Bu sayede duvarlar tamamen ortadan kaldırılmış oldu, daha geniş yerden tavana kadar cam işçilikleri ile oluşmuş vitraylar yapılarda yerlerini almaya başladı. Yeni bir sanat ve üslup olan gotik yapılar sayesinde gotik yapı sistemleri ortaya çıkmaya başladı. Zamanla tüm Paris’e ardından Avrupa’ya doğru yayılmaya başlayan bu üslup. Uzun süre etkisini göstermeye devam etti.

GOTİK YAPI ÜSLUBU

Bu üslup 300 yıllık hükmünü sürdürürken İngiltere ve Avrupa da yeni yeni tasarımlarında eklenmesinin ardından büyük bir oranda birçok yapıda ve dini yapıların neredeyse tamamında değişik tasarımlar oluşmasına neden oldu.

Orta çağ da bu şekilde ilerleme olurken, kilisenin toplum ve devlet üzerinde ki baskısı sayesinde Avrupa’nın bu sistemi daha hızlı kabul ettiğini görürüz. Fakat Rönesans akımı ile bu yapı tipinin de yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Bu yapılarda esas mantık cennete daha fazla uzanmak, ulaşmak adına yapıldığı fikri ortaya atılmıştır.

Bu konuya dikkat çekmemin esas nedeni, günümüz uçuk yapılarının, daha detaycı ve özel tasarımlarının yapılmasının başlangıç noktası olduğunu düşünmem. Projelerin temelinin burada ki gotik fikir akımlarından çıktığını düşünüyorum. İnanç ile tasarımın birleştiği Gotik yapılar, günümüzde ihtiyaç ve şıklığın istekleri ile tasarlanmakta ve değişik fikirlerin oluşmasına neden olmakta.

Şantiyeler de, yapılarda, tasarım atölyelerinde bu ve bunun gibi fikirlerin oluşmasını sağlayan fikirlerin ana temeli gotik yapılardır. Ne alaka diye bilirsiniz yeni bir şeyleri yapmak, tasarlamak, olmayana ulaşmaya çalışmaktan doğan gotik yapı tipleri bizlerin de gelişmesi için birer örnek teşkil ettiğini düşünüyorum. Ve üzerin de durulup çok fazla incelemelerin yapılması gerekiyor. Metalin, camın ve taşın eşsiz buluşmasıdır gotik yapılar.

Geçmişten günümüze inceleme yaptığımızda Anadolu yapılarından çok uzak yapı figürlerini çizdiğini görürüz. Osmanlı döneminde rağbet görmemiş olsa da kemer ve tonoz taşıma sistemi bakımından dikkate alındığını düşünüyorum. En azından akımların tüm toplumlara mühendislik açısından da olsa etkisi mutlaka vardır.

Gotik yapılar, okul yıllarımda da çok fazla dikkatimi çeken yapılardı, gözlemliyorum ki uçuk da olsa gotik yapılar, şantiye ve inşaat ortamında ki cesaretimizi arttırması bakımından örnek alınması gereken yapı fikirleridir. Bu yapılar sayesinde aslında Rönesans yapıları ve düşünce akımları ortaya çıkmıştır. Günümüz yapı fikirleri hızla yerini almıştır. Tabi ki belli bir sürenin izlenmesinden sonra oluşmuştur.

Bir diğer yazımda sizlere Rönesans dönemi ve geçiş sürecini de paylaşmayı düşünüyorum.

https://santiyegunlugu.xyz/

https://www.facebook.com/santiye.adam