MİMARLIK VE SANAT TARİHİ

Mimarlık ve sanat tarihi, konusu mimarlığın ilk çıktığı tarihten bu yana her zaman var olmuştur. Mimarlık ve sanat tarihini ayrı düşünmek asla olamaz. İlk insandan bu yana insanlar hep bir mimari akım adı altında sanat tarihi ile birlikte sürekli bir eser bırakmışlardır. Bu eserlerde bir sonraki mimari anlayış tarafından benimsenerek yeni mimari sanatları oluşturmuştur.

İşte tam bu noktada ortaya çıkan sanat tarihi, sanatın mimariden ayrılamayacağını. Sanat yapılarının belli bir dönem sonra tarihi yapılar olması ve insan olunun mimarlık alanında ilerlemesine her zaman öncülük ederken. Aynı zaman da yeni akımların, sanatların, mimari fikir ve buluşlarında ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Mimarlar sanatçıdır. Sanatçıların yaptıkları eserler nesilden nesile aktarılırken ortaya çıkan sanat eserlerinin günümüze kadar gelmesi koruma olsada. Sanatın da bir tarihi olduğu, her dönemin bir sonraki dönemin eserlerine kaynak olduğu ve ilerlediği görülür.

İlk insandan bu zamana kadar sanat tarihi sayesinde yapıları inceleriz. İncelemelerimiz sayesinde yeni yapılacak veya yapılmış eserlerinde bir önceki sanatın izleri ile ilerlediğini görürüz.

MİMARLIK VE SANAT TARİHİ YAŞAMIMIZ

Belki bu gün Ayasofya yapılmamış olsa, bu kadar geniş ve özel taşıyıcı sistemli kubbelere sahip yapılarımız olmayacaktı. Yada bir başka bakış açısı ile yunan sütun örnekleri ve taşıyıcı sistemlerin bağlantıları sayesinde daha sağlıklı taşıyıcı yapılar olmayacaktı. Şimdi bunlar aslında teknik olarak ele alınanlar. Bir de kentlerin dokuları ve mimarisi ile ele alınanlar vardır.

Roma şehirleri, şehirciliği, roma su kanal sistemleri ve bahçe peyzaj sistemlerini, Osmanlı kent yaşamı kültürleri ve sanatsal yapıları bize sundu. Bu yapılar ve bu durumlarda gösteriyor ki bir kentin, içinden geçen yollarda yada bir hayatın sanat ile birleşmesi ile mimari yapılar ortaya çıkarken aynı zaman da sanatsal figürlerin de esintilerini görürüz.

Tarihte bilinen Divriği ulu cami Selçuklu mimari etkisini yani bir kültürün etkilerini bize gösteriyor. Yani demem o ki şuan bile bu yapıları yapmamız zorken şaşkın şaşkın bakmamızda kaçınılmaz son olsa gerek.

Divriği ulu caminin giriş kapısında yaptığı güneş ve gölge oyunları, insanların sanata ve mimariye olan önemini gösterir. Buradan da şunu anlıyoruz. Mimarlık ve sanat tarihi iç içe olmasa her dönem bir dönem öncesinin izi ile bizlere gelmese, mimarlık sanatı olduğu yerde sayar. Bunun içindir ki her mimar veya tasarımcı bir önceki sanat koluna yatkın bir mimari üslup izlemelidir.

https://santiyegunlugu.xyz/

https://www.facebook.com/santiye.adam