TARİHİ YAPILARIN UZUN ÖMRÜ

Tarihi yapıların uzun ömrü bilindiği üzere herkes tarafından merak ve hayranlık uyandırır. Tarihi yapıların uzun ömrü olmalarının yanında hiçbir doğa olayında da yıkılmaması sizce de şaşırtıcı değil mi?

Tarihi yapıları veya abideleri gördüğümüzde çoğu yapıda tüylerimiz diken diken olur mesela ben kendi açımdan düşünüyorum tüylerimi diken diken eden sanırım:

Yapıların uzun yılların ve dönemlerin üzerinden geçen şuan bile yapılsa eleştireceğimiz görsellikten ziyade yapım teknikleri ve kullanılan malzemelerin usta bir şekilde kullanılması olsa gerek.

Uzun dönem ayakta durmalarını bırakın ben şahsen yapıları gördüğümde hayret etmeden, onların bu eşsiz tasarımlarına şaşırmadan kendimi alamıyorum. Toplum yapım aşamasından tutunda yapıların yapıldıkları yıllarını kapsayan süreçte hikâyeler toplaması.

Ayrıca her bir devletin ve toplumun birbirini itekleme şeklinde ilerleme ve yol gösterici olması da cabası denile bilir. Yapıların yapım tekniklerinden tutunda, birçok yöntem sayesinde birbirleri ile etkileşimde olduğunu görüyoruz.

Her bir yapı bir öncesinin kopyasından ziyade teknolojisinin ilerlemesini sağlayacak güzellikte.

Şimdi düşünün hiç mi bir yapı yapımından bu sürecine kadar yıkılmadı, ya da yaparken bir minare yapım aşaması sırasında kendiliğinden yıkılmadı. Tabi ki yıkıldı yıkılmak ile kalmadı hatta belki de yapan mimarın idamına dahi neden oldu.

Ülkemiz de birçok yapı yapılmaya devam ediyor. Yapım teknikleri açısından bizleri hem şaşırtıyor hem de şaşırdığımız konuda bizlere ne oluyor ya denilecek durumlara dahi sokuyor. Yapılan yapıların içinde yaşarken korkular içinde yaşıyoruz.

Tarihi bir yapı içerisinde bu korkuları bıraktığımızı aksine daha mantıklı ve literatüre uyacak şaşırtıcı bir şekilde karşımıza çıkan tarihi yapılarda yaşamak ürpertici gelse de yıkılır mı korkusunu bizlere yaşatmıyor.

UZUN ÖMÜRLÜ NEDEN

Uzun ömürlü olma durumuna dönecek olursak, hiçbir yapı ticari bir kaygı yada rant için yapılmaması, yapımında kullanılan malzemelerin uzun süre dayanma ve doğal durumlara cevap verecek şekilde yapılması.

Kullanılan tekniklerde genel olarak uzun bir süreye yayılarak yapıların, oldubittiye getirilmesi durumu yerine daha fazla nasıl bir etki ile yapıları bulmak adına. Bazı püf noktalara mesela daha çok dikkat ediliyor.

Bu konuyu sizlere bir örnek ile açıklamak istiyorum;

KİREÇ KUYULARI

Kireç kuyularını belki çoğunuz bilirsiniz, kireç kuyularında içerisine atılan kirecin belli bir aşamaya gelene kadar gazlarının uçması, mayalanması süreci vardır. İşte bu süreç içerisinde belki 1 seneden fazla olarak bekletilen bu kireçler bağlayıcılık kıvamına geldikten sonra yapılarda kullanıma başlanır.

Kirecin oluşumundan, bağlayıcı bir malzeme haline gelmesi durumu sabırla beklenir. İşte başarılı olmanın sırrı deneyim, ticari bir kaygı, bir istek olmaması, ölüm korkusu ( Yapılan yapı yıkılır ise kelle gitme durumları var. Gerçi bu durum şimdi de olsa doğru yapı olur mu kısmı tartışılır) , kullanılan tekniklerin bilimsel olması.

Yani işin özü bir yapı yapılırken oldubitti değil de daha çok teknik, doğru bağlayıcı malzeme, doğru işçilik ve doğru matematik.

Bu denklemi şuan ki yapılarda çözmüş olsak şimdi yapılan yapılarda da bu sorunu görmeyiz.

https://www.facebook.com/santiye.adam

https://santiyegunlugu.xyz/